Hayattaki başarısından ve deneyimlerinden ilham alabileceğimiz Alp Bey’e desteklerinden dolayı teşekkürlerimi sunarım. Harika bir röportajı daha sizlerle paylaşıyorum.

Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Balıkesirliyim. Şekerci Orhan’ın 2 oğlundan biriyim. İlk ve orta öğrenimimi Balıkesir’de tamamladım. Okul hayatım boyunca, özellikle bayram dönemlerinde babamın dükkanında çalıştım. Yüksek öğrenimimi Boğaziçi Üniversitesi’nde aldım, ekonomi okudum. Üniversitede öğrenciyken Cumhuriyet Gazetesi Spor servisinde çalıştım.

Kariyerime 1999 yılında Procter & Gamble’de (P&G) Müşteri Yöneticisi olarak başladım ve 2004 yılı sonuna kadar bölgesel ve ulusal boyutta farklı ticari kanalların sorumluluğunu üstlendim. 2004 yılı aralık ayında Shell Türkiye’ye transfer oldum. Atanan en genç Şirket Operasyonları Müdürü olarak iki yıla yakın bu görevi yürüttüm. 2006 yılında P&G’ye geri döndüm. 10 yıl içinde Türkiye Ulusal Müşteri Takımları Kanal Direktörlüğü; Doğu Avrupa Bölgesi Pazarlama Stratejisi ve Planlama Direktörlüğü; Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Global Müşteri Direktörlüğü ve Türkiye ve Kafkaslar Bölgesi Ticari Operasyonlar Direktörlüğü gibi bir dizi görev üstlendim.

2016 yılında ise Pirelli Türkiye Endüstriyel ve Ticari Lastikler Genel Müdürü olarak göreve başladım. Pirelli Türkiye Endüstriyel ve Ticari Lastikler bölümünün Prometeon olması ile de önce Prometeon Türkiye CEO’su oldum. Prometeon dünyasında son olarak Ocak 2018 tarihi itibarıyla Prometeon Türkiye, Orta Doğu, Afrika, Rusya, Orta Asya ve Kafkaslar CEO’su olarak atandım.

Evliyim ve bir erkek çocuk babasıyım.

Eğitim hayatınızda nasıl bir öğrenciydiniz ve bu süre boyunca belirlediğiniz bir kariyer hedefiniz var mıydı? Bu hedeflere ulaşmak adına neler yaptınız?

Sırasıyla Balıkesir Altıeylül İlkokulu, Balıkesir Sırrı Yırcalı Anadolu Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nü bitirdim. Şanslıyım çünkü hep iyi okullarda okudum ve çok iyi öğretmenlerim oldu. Hepsine ne kadar teşekkür etsem az. Özellikle Balıkesir Sırrı Yırcalı Anadolu Lisesi, Anadolu’dan Türkiye’nin en iyi üniversitelerine öğrenci gönderen en iyi birkaç okuldan biriydi. Örneğin ben üniversite sınavında Türkiye 222’ncisi olmuştum ama 40 kişilik sınıfımda bu derecemle üniversite sınavında en iyi puanı alan 7’nci kişiydim.

Üniversite yıllarında yaptığım seçimlerin bugün ulaştığım noktada önemli rol oynadığına inanıyorum. Akademik başarı ortalamamı yükseltmek yerine farklı iş deneyimleri yaşamaya odaklandım ve sosyal etkinliklere önem verdim. Bunlar da beni iş hayatına hazırladı. Kariyerimin başında çalışma fırsatı bulduğum şirketler de bana liderlik anlamında değerli öğreni ve tecrübeler kattı. Üçüncü olarak da yaptığım bazı riskli seçimler beni bugün olduğum yere getirdi.

Nasıl bir çalışma sisteminiz var?

2 önemli yöntemim var. Bunlardan ilki, işleri olabildiğince basitleştirerek yönetmek. İkincisi, benimle birlikte çalışan takım arkadaşlarıma maksimum seviyede güvenerek onların sorumluluk almasını sağlamak. Gerektiğinde de onların arkasında durmak ve desteklemek.

Size kalan zamanlarda kendiniz için neler yaparsınız?

Zamanın herhangi bir anında o anda benim için ne önemliyse ona vakit ayırıyorum. Bu bazen pazar akşamı saat 23.00’de bilgisayar başında olmak, bazen hafta içi sabah saat 10.00’da çocuğumun okuldaki gösterisini izlemek anlamına geliyor. İş-hayat dengesi konusunda kalın çizgilerle belirlenmiş çerçevelerin benim için verimli olduğuna inanmıyorum.

Prometeon Türkiye ile yollarınız nasıl kesişti?

Aslına bakarsanız kariyerimde oldukça belirgin bir dönüm noktası var. Bundan 14 sene önce, 6 yıllık bir çalışmanın ardından P&G’den ayrılmaya karar verdim. Ayrıldığımda aslında yuvadan erken çıkmış gibi hissettim. Orada daha öğreneceğim çok şey vardı. Şanlıydım ki, çok istisnai bir durum olarak 2 sene sonra P&G’ye geri döndüm ve 10 yıllık bir süre daha orada kaldım. Yuvadan ayrılmaya tam olarak hazır olduğumu hissettiğim noktada da yolum Prometeon ile kesişti.  

Pazarlama stratejilerinde önem verdiğiniz noktaları ve pazarlama inceliklerinden bizlerle bahseder misiniz?

Sadece pazarlama olarak değil genel olarak işleri yönetirken önemsediğim bazı şeyleri paylaşmak istiyorum.

  • Başarının tanımını yapmak. Öncelikleri, hedefleri belirlemeki ve bir aksiyon planı takip etmek.
  • Takım olarak çalışmak. Başkalarının başarmasına yardım etmek. İşin uzmanından fikir almak.
  • Basit tutmak. Hem müşterilerin ne söylediğinizi ve ne yaptığınızı anlayacağına emin olacak şekilde yalın olmak hem de çalışanlarınızın süreçlerini kısaltarak işlerini kolaylaştırmak.
  • Proaktif olmak. Paydaşlarınızı ve rakiplerinizi iyi tanımak.
  • Her zaman sahada olmak – izlemek ve gözlemlemek.
  • Çevik olmak – değişime hazırlıklı olmak.
  • Öngörülemeyeni öngörmek – çok çalışmak ve sahiplenmek.

Tüm bu bakış açısının pazarlama için de geçerli olduğunu söylemek mümkün. Elbette tüm bunlarla beraber baskıyı yönetmenin, nabız tutma kabiliyetinin ve bütçe yönetiminde disiplinin olmazsa olmaz olduğunu eklemeliyim.

 Hırs kavramına nasıl bakıyorsunuz? Sizce hırslı olmalı mıyız?

Başarılı olmak için hırslı olmayı, daha fazlası için çaba gösterirken hırslı olmayı önemsiyorum. Ancak bu hırsın iş birliğinin, takımdaşlığın ve etik ilkelerin önüne geçmesini doğru bulmuyorum ve bir lider olarak bunu asla kabul edemem.

Son 10 yılın en yaygın iş kelimesi girişimcilik. Bir genç, girişimci olmak için neler yapmalı?

Kariyer yolculuğum aslına bakarsanız ortaokul çağlarımda babamın 50 yıldır işlettiği 9 metrekarelik şekerci dükkanında başladı. Küçük yaşlarımdan itibaren her bayram ona yardım etmeye başladım. Bazen depodan dükkâna mal taşır, bazen dükkânda tezgahtarlık yapar bazen de kasada dururdum. Bu alışkanlığım aslında halen devam ediyor. Her bayram öncesi Balıkesir’e gidip, ona yardım ediyorum.

Dolayısıyla iş hayatında hep küresel şirketlerde görev alsam bu deneyimimin de bana katkıları ile hep girişimci bir bakış açısını benimsedim.  

Girişimci bakış açısına sahip ve bu paralelde, risk almayı bilen, yenilikçi, çevik, yalın, diğer yandan her türlü konjonktürde esnek, sonuç odaklı, iş birliği ve takım odaklı yöneticilerin başarısının kaçınılmaz olduğuna inanıyorum. Biz liderlerin de ekiplerimizi yönetirken girişimci ruhu tetiklememiz gerektiğine inanıyorum.

Bunun formülünün de herkesin işine kendi işiymişçesine sahip çıkmasından geçtiğini söylemeliyim. Bu sayede hem organizasyonel gelişim hem de yenilikçilik beraberinde geliyor. 

İşe yeni başlayacak gençlerde ne gibi özellikler arıyorsunuz?

Aslında yukarıda da özetlediğim gibi işine kendi işiymişçesine sahip çıkmalarını önemsiyorum. Bununla beraber Prometeon Türkiye olarak benimsediğimiz 5 pozitif davranış ilkesini kişisel olarak çok destekliyorum. Bunları şöyle özetleyebilirim;

  • Sonuç odaklı olmak
  • Takım ruhuna sahip olmak
  • Sürekli geri bildirime açık olmak
  • Her zaman başka bir yol bulmak
  • Girişimci gibi hareket etmek

Hayatınızdan yola çıkarak bizlere tavsiye verebilir misiniz?

Sorumluluk bilinci ile hareket edip hedef odaklı hareket ediyorsanız, hele bir de sevdiğiniz işi yapıyorsanız başarı kaçınılmazdır.

İletişime önem verin. Karşınızdakileri cevap vermek için değil anlamak üzere dinleyin. Hem üstlerinizle hem de beraber çalıştığımız arkadaşlarınızla net ve basit iletişim kurun. 

Her zaman sahada olun, nabız tutun. Nihai tüketici, saha ve operasyonlarla olan ilişkinizi kesmeyin, sık sık bir araya gelin. 

Farklı geçmişlerin getirdiği farklı tecrübelere inanın ve güvenin. 

Risk almaktan kaçınmayın.

Her zaman daha fazlasını sunmak bakış açısıyla çalışın ve proaktif olun.

 

Alper Aziret
Yapabileceğimiz her şeyi yapsaydık, buna kendimiz bile şaşırırdık. -Thomas Edison

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir